2 Eylül 2015 Çarşamba

Meni Bir Karışımdır

Mucize İddiaları: 
Gerçekten de insanı karışımlı bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık.
76- İnsan Suresi 2  
Mikroskobun icadı ve geliştirilmesi sayesinde insan vücudundaki birçok organın ve birçok maddenin detaylı analizinin yapılabilmesi mümkün oldu. Bu analizler sayesinde meninin, birçok ayrı merkezde üretilen ayrı maddelerin karışımı olduğu anlaşıldı. Meni; sperm kanallarından, seminal keseciklerden, prostat bezinden, idrar yollarına bağlı cooper ve mery bezleri gibi salgı bezlerinden salgılanan maddelerin bir birleşimidir. Meni diye adlandırdığımız sıvının detaylı analizi yapılırsa bu sıvının; sitrik asit, prostoglondinler, flavinler, askorbik asit, ergotionein, fruktoz, fosforilkolin, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin, çinko, asit fosfataz, fosfaz, hiyolurinadaz ve spermler gibi birçok ayrı bileşenden oluştuğu görülür…  
Az Bir Sıvıdan Yaratılış:  
36- İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?
37- Kendisi dökülmüş menide bir damla değil miydi?  
                                                                                75-Kıyamet Suresi 36-37  
Kuran, insanı bu kadar mükemmel yaratan Allah’ın, insanı yaratıp da başıboş bırakmasının mümkün olmadığını söylemektedir. Bunu ifade eden 36. ayetten hemen sonra 37. ayette, başlangıçta insanın meninin içindeki bir damla olduğu ifade edilmektedir. Bu ayette de Peygamberimiz’in döneminde ulaşılması imkansız bir bilgiye rastlıyoruz. 37. ayette "meni" ile bir damla diye tercüme ettiğimiz "nutfe" kelimesi ayrılmıştır. "Nutfe" kelimesi, bir kova boşaltılınca dibinde kalan sıvıyı ifade için de kullanılır. Bu kelime insanın meninin hepsinden değil, meninin içindeki bir parçadan yaratıldığını gösterir.  
Bir boşalmada açığa çıkan meni, içindeki birçok maddeyle beraber 100 milyon ile 200 milyon arası sperm barındırır. Dişi yumurtayı ise bu yüz milyonlarla ifade edilen spermlerden sadece ve sadece bir tanesi döller. Yani insanı oluşturacak olan zigot, meninin tamamından değil, ancak ayetin de işaret ettiği gibi küçük bir parçasından oluşmaktadır…  

Reddiyelerim: 

Meniye “karışımlı” denmiştir ama neden denmiştir? Kitap boyunca mucizecilerin, Kur’an’daki kelimeleri bilimsel bilgiyle uyuşturma çabalarına karşılık bu kelimelerle aslında iddia edilenlerden bambaşka şeylerin ifade edilmek istendiğini gördük. Örneğin “yedi kat gök” ifadesi ile atmosferin katmanlarının anlatılmak istendiğini iddia ettiler fakat biz bu ifadenin tamamen ilkel evren anlayışından ileri geldiğini tespit ettik. Yahut “göklerle yerin birbirinden ayrılması”, “dağların depremleri önlemesi” ve diğer tüm iddialarda bunu gördük. Ayetler bambaşka şeyler anlatmak istiyor fakat mucizeciler tam anlamıyla Kur’an’ı değiştirerek, işlerine ne gelirse bu ayetlere yamıyorlar ve yaptıkları bilimsel alıntılardaki bulguların Kur’an’ın kendisinden çıktığı izlenimi vermeye çalışıyorlar. 

Bu ayette de basitçe Kur’an’ın yazıldığı dönemlerdeki gözlemler anlatılmakta. Bu konuda değişik görüşler ortaya atılmış eski âlimlerce. Fahrûddin er-Râzi ayeti şöyle tefsir ediyor:
Alimler "nutfe"(meni)nin "karışık" olmasının ne demek olduğunda çeşitli izahlar yapmışlardır. Bu cümleden kasıt olarak ekserisi bunun, tıpkı, "O, babanın sulbü ile ananın sinesinden çıkar"(Tarık,7) ayetinde ifade edildiği gibi, erkeğin nutfesinin (menisinin), kadının nutfesi (menisi) ile karışma demek olduğunu söylemişlerdir. Mesela Ibn Abbas (r.a), "Bu erkeğin beyaz ve kalın suyunun kadının sarı ve İnce suyu ile karışması demektir. Bu iki su birbiriyle karışır ve bundan çocuk meydana gelir. Binâenaleyh sinirler, kemikler ve çocuktaki güç-kuvvet, erkeğin suyundan (menisinden), et ve kan ise kadının menisinden oluşur" demiştir.  
Mücahid de, bu kelime ile nutfenin renginin kastedildiğini, sarı olduğunu söylemiştir. Abdullah (b. Mes'ûd) (r.a) ise, bu ifadeyle, çocuktaki damarların kastedildiğini söylemiştir. Hasan el-Basrî de, ayetin manasının, "kan" ile yani "hayız kanı ile karışmış nutfe" şeklinde olduğunu; çünkü kadının suyunun, erkeğin suyu ile karşı karşıya gelip de kadın hamile kaldığında, bu nutfenin, kadının hayzını engellediğini, dolayısıyla nutfenin hayız kanına karıştığını söylemiştir. Katade de, "emşâc"ın o suyun önce hayız kanıyla karışıp, sonra "alaka", sonra da "mudga" (bir lokma et parçası) olması demek olduğunu söylemiştir. Bütün bu görüşlerden, "emşâc"ın, bir cismin bir sıfattan bir sıfata, bir halden başka bir hale geçmesi manasına geldiği anlaşılmaktadır. Bazı kimseler de şöyle demişlerdir: "Allah Teâlâ, o nutfeye insandaki sıcaklık, soğukluk, nemlilik ve kuruluk gibi, mevcut olan tabiî bir karışımı meydana getirmiştir. Dolayısıyla ayetin takdiri, "Karışım halinde bir nutfeden" şeklindedir. Bu kelimeyle ilgili olarak yapılan açıklamalar, burada tamamlanmıştır.  
Bazı alimler de şöyle derler: "Bu görüşlerden en uygunu, ayetteki ifade ile, erkeğin ve kadının nutfelerinin (menilerinin) karışmasının kastedilmiş olduğunu söyleyen görüştür. Çünkü Allah Teâlâ o nutfeyi, "emşâc" diye tavsif etmiştir. Halbuki nutfe, “alaka" olduğunda, artık "nutfe" diye isimlendirilmez.  
Fakat bu delil, ayetin bu ifadesi ile o nutfenin "toprak, su, hava ve ateş" ile karışık (emşâc) olduğunu söyleyen görüşü zedelemez.(127) 
Başka tefsirlere de bakılabilir, geneli bunları söylemektedir, Kurtubi bir de şu hadisi aktarır:
Ebu Eyyüb el-Ensari'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yahudilerden bir ilim adamı Peygamber (sav) gelip şöyle dedi: Bana erkeğin suyu ile kadının suyu hakkında haber ver. Peygamber şöyle buyurdu: "Erkeğin suyu beyaz ve katı, kadının suyu sarı ve incedir. Eğer kadının suyu üste çıkarsa kadın dişi doğurur, eğer erkeğin suyu üste çıkarsa kadın erkek doğurur." Bunun üzerine o ilim adamı: Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik ederim, dedi.(128) 
Bu hadise göre de erkeğin nutfesi ile kadının nutfesi karışırmış. Kadının sıvısı ile erkeğin sıvısının karışımından dolayı da “karışımlı” su gibi ifadeler kullanılabiliyormuş demek ki, bunun için mucizecilerin sıraladıkları bilimsel bilgileri bilmeye gerek yokmuş. Tefsirlerde yer verilen bu görüşlerden başka, nutfeye(“bir damla su” diye meal edilen kelime) karışımlı denilmesi için akla 1400 yıl önce Kur’an’ın yazıldığı dönemlerde, bugünkü teknoloji ve bilimsel bilgi olmadan gözlemlenebilecek pek çok neden getirilebilir.

Sadece meninin gözle görülür yapısından dolayı da meniye karışımlı denilebilir. Ayetlerde meniye nutfe(bir damla su) dendiği gibi direk olarak meni kelimesi de geçer, Kıyamet Suresi 37. ayette olduğu gibi. Meniye su denmiştir ama bu suyun(meninin) rengi, kokusu, akışkanlığı vb. sudan farklıdır, aynı zamanda yapışkan bir maddedir. Dolayısıyla meni, rengini, kokusunu, akışkanlığını, yapışkanlığını veren bir maddeyle karışık, karışımlı su olmuş oluyor. Meni dış ortamda belli bir süre kaldığında sulu bir hal alır, bir karışım olduğu daha iyi ortaya çıkar, bunu kendiniz de deneyip gözlemleyebilirsiniz. Dolayısıyla meninin karışımlı bir su olduğu teknoloji olmaksızın, en ilkel dönemlerde bile rahatlıkla gözlemlenebilecek bir durumdur. Bu durum Kur’an’da meniye yakıştırılan sıfatlardan zaten anlaşılmaktadır.

Daha eski zamanlardan örnek verecek olursak, Hipokrat’a göre insan vücudu kan, balgam, sarı safra ve kara safradan meydana gelmiştir.(129) Büyük ihtimalle Hipokrat da meniyi bu ve diğer sıvıların karışımı olarak tanımlıyordu.

Eski Hintliler ise semenin(meni) kandan oluştuğunu düşünüyorlardı:
Ayurvedik metinlerde, metabolik fonksiyonlarla ilgili ayrıntılı bilgiye rastlanmaktadır. Vücut ısısının yiyeceklere bağlı olduğu ifade edilmektedir. Besin alındıktan sonra, küçük parçalara ayrılır, sıvı haline gelir. Mukoz bu sıvıya dönüşür. Midede asit yapısı kazanan besin safranın karışımı ile besleyici sıvı, “rasa(kan)” olur. Kan daha sonra ete, yağa, kemiğe, kemik iliğine ve semene dönüşür(dhatrus).(130) 
Meni ile kan arasında bile bağlantı kurulabiliyorken, mucizecilerin böyle iddialarda bulunabilmeleri ne kadar da abes!

Sonuç olarak meninin çıplak gözle görülen yapısı zaten karışımlıdır, suya o rengi, kokuyu, akışkanlığı, yapışkanlığı veren maddeler olduğu, suyun o maddelerle karışarak meni haline geldiği düşünülmüştür. Meninin dış ortamda kaldığında sululaşması, beyaz maddelerin vb. çözülmesi ve su rengine dönmesi, büyük oranda suya benzemesi bu düşüncenin doğmasında çok etkili olmuştur. Ayrıca tefsirlerde yer alan alimlerin görüşleri ve daha akla getirilebilecek pek çok nedenden dolayı meniye karışımlı denebilir.

Bunlar dışında meniye karışımlı diyen sadece Kur’an değil, Kur’an’dan önce de böyle diyenler şüphesiz pek çoktu, Hipokrat’ın, Hintlilerin görüşleri sadece birer örnektir. Kur’an’da, döneminde bilinmeyen hiçbir bilgi yoktur.

Yine gördük ki, önemli olan bir şeyin söylenmesi değil neden söylendiğidir. Örneğin Hindu metinlerinde Güneş’e araba denir, şimdi biz bunu günümüz bilimiyle ulaştığımız bir bilgi olan Güneş’in çekim gücüne rahatlıkla yamayabiliriz, zira Güneş’e araba deniyor, Güneş çekim gücü sayesinde gerçekten de bir araba gibi. Etrafındaki gök cisimlerini sürükleyip götürüyor, adeta Güneş bir araba gök cisimleri de birer yolcu. Ama Güneş’e neden araba denilmiştir?

Önemli olan bu… Güneş’in uçarak her gün dünyanın çevresinde dolandığını gördükleri için, Güneş tanrısının arabası demişler. Güneş Tanrısının bu arabaya(Güneş) binip dünyanın çevresini dolaştığına inanmışlar.

Aynen böyle, Kur’an başka nedenlerden dolayı meniye karışımlı diyor, mucizeciler ise bunu tamamen göz ardı ederek kendileri “neden” uyduruyorlar, olacak iş değil, bu çok yanlışlara götürür insanı, Tanrı’nın(!) sözlerini çarpıtmak değil de nedir?

Az Bir Sıvıdan Yaratılış:

Aslında bu da açıklamaya bile gerek olmayan iddialardan biri. Zira ayet “dökülen meniden bir damla”… diyor. Hâlbuki mucizecilerin de söyledikleri gibi sayıları yüz milyonlarla ifade edilen sperm hücrelerinden, yumurtayı sadece ve sadece bir tane “sperm hücresi” döller. Oysa bir damla menide çok sayıda sperm hücresi bulunur. Bu durumda bırakın bilimsel uyumluluğu, ayet bilimle çelişir. Evet, mucize iddialarının neredeyse hepsinde olduğu gibi bu ayet de -iddianın aksine- bilimle çelişki içerisindedir.

Ayette “milyonlarca hücre barındıran meniden, sadece bir tane hücre yumurtaya ulaşıp dölleyebilir” gibi bir şeyler denilseydi o zaman mucize olarak kabul edebilirdik. Yahut “akıttığınız menide çok sayıda görünmeyen madde vardır ve bu maddelerden birisi yumurtayı döller” gibi bir şeyler de söylenebilirdi. Ayet bu haliyle ise ancak ve ancak çelişki oluşturmakta. Yine ayette “yumurtayı, çok sayıda sperm hücresi barındıran akıttığınız meninin sadece bir damlasında bulunan sperm hücreleri döller” gibi bir ifade olsaydı bile bilimle çelişkili olurdu. Daha önce de dediğim ve mucizecilerin de dediği gibi yumurtayı gerçekte sadece bir tane sperm hücresi döllemesine karşın, bir damla menide çok sayıda sperm hücresi bulunmakta.

Sanırım yeterince açık olabildim, şimdi diğer bir iddiaya geçelim.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

127Fahrûddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, İnsan Suresi 2. Ayetin Tefsiri.
128Kurtubi,El Camiul Ahkamul Kur'an, İnsan Suresi, 2. Ayetin Tefsiri.
129Esin Kahya ve Murat Öner, Biyoloji Tarihi(İlk Uygarlıklardan On Dokuzuncu Yüzyıla), s.85.
130Esin Kahya ve Murat Öner, Biyoloji Tarihi(İlk Uygarlıklardan On Dokuzuncu Yüzyıla), s.25.