21 Temmuz 2011 Perşembe

Denizlerin Birbirine Karışmaması

Mucize İddiası:
19- İki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar.
20- Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırını aşmıyorlar.
                                                                                                 55- Rahman Suresi 19-20  
Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız bilim adamı Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır: "Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. Çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz’in kendine has tuzluluğu ve yoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor. Sonra Atlas Okyanusu’ndaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz’den tamamen farklı olduğunu gördük. Halbuki Cebeli Tarık Boğazı’nda birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysa ki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık. Çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendep Boğazı’nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik."  
Kaptan Cousteau’yu şaşırtan bu durum, denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kuran’da 14 asır önceden söylenmiştir. Çıplak gözle algılanamayan ve suyun algılanan özelliklerine ters gibi gözüken bu özellik, ilk olarak Arap Yarımadası’nın denizcilikle ilgisi olmayan insanlarına açıklanmıştır.
Denizlerin arasındaki engel denizlerin altındaki hayatın daha renkli olmasına katkıda bulunmaktadır. 300x199 DENİZLERİN ARASINDAKİ ENGEL 

İki denizi birbiri üstüne salan O’dur. Bu tatlı ve ferahlatıcı, bu tuzlu ve acıdır. Ve ikisinin arasına karışmalarını önleyen bir sınır olarak engel koymuştur.(Furkan Suresi, 53)

Reddiyem:

Öncelikle Kur'an'da tekrarlanan bu "yanlış" bilginin zaten bilindiğini bizzat Kur'an'ın kendisinden anlamaktayız, mucizecilerin hiç bahsini etmedikleri, kırpıp mucize yaratmaya çalıştıkları ayetleri bi görelim önce.

Kur'an'da bu bahis üç yerde geçmektedir, mucizeciler sadece ikisini vermişler, Rahman Suresi ayetlerini kırpmışlar. Bu bahis Fatır Suresinin 12. ayetinde de geçmektedir, görelim;
İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün.
Bu ayetten aktarılan yanlış bilginin zaten o zamanlarda bilinen bir şey olduğu anlaşılıyor. Bilinen bir yerden bahsediliyor, "siz oradan balık yersiniz, süs eşyası çıkarırsınız, yüzen gemileri görürsünüz" deniyor. Yani bura her nere ise Arapların bilmekten öte geçimlerini sağladıkları bir yer. Herkesin bildiği bu bilgiyi hatırlatarak, Allah'ın gücüne, şanına vurgu yapılıyor. Yani Allah'ın nimetlerinden sayılıyor. "Sizin balık tuttuğunuz, gemiler yüzdürdüğünüz o denizleri Allah karıştırmıyor, Allah onların arasına engel koymuştur deniliyor. O zamanın ilkel insanının her şeyi Allah'a bağladığına, o denizlerin karışmıyormuş gibi görünmesinin Allah'ın işi olduğuna ve dolayısıyla karışmıyormuş gibi görünen o su kütlelerinin bu durumuna neden olan fizik kanunlarından bihaber olduklarına güzel birer kanıttır bu ayetler.

Ayetlerde bahsedilen yer bence Bahreyn, aşağıda açıklayacağım. Ayetler genel olarak bütün tatlı-tuzlu sulardan bahsetmiyor, o anlatılan, bana göre Bahreyn olan, yer nere ise oradaki tatlı-tuzlu su ilişkisinden bahsediliyor. Yani Kur'an yazarları bu olayı nerede gördü ise veya nerenin yerlisinden duydu ise, ayetlerin kapsamı da orası. Bu ayetlerden açıkça anlaşılıyor. Anlayacağınız o ki, Kur'an'ın dünyadaki bütün denizler hakkında bir iddiası yok. O zaman yaygın olarak bu yanlış bilginin bilindiği, dedikodusunun yapıldığı yeri, Allah'ın nimetlerine delil olarak sunuyor. Bunu da bir dipnot olarak sunduktan sonra devam edelim.  

Şimdi bu yanlış bilginin zaten o zamanlar bilindiğini Kur'an'dan kanıtladığımıza göre mucizecilerin üzerini örtmek istedikleri diğer meselelere gelelim, ayetlerdeki bilimsel çelişkileri görelim. Rahman Suresi kırpılmış dedik, önce tamamını alalım buraya;
İki denizi salmıştır, nerdeyse karışacaklar.Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar. (Rahman Suresi 19, 22)
Çelişkinin altını çizdiğim ayette olduğunu anlamışsınızdır herhalde. Bu ayete göre tatlı suda da inci ve mercan yetişiyor ama tatlı suda inci ve mercan yetişmez, bunlar tuzlu su ürünleridir. Madem Allah bilimsel olarak denizlerin karışmadığını biliyordu, bunu ilk kez Kur'an dile getirmişti, o halde Allah muhatap olduğu yıllarda bile rahatça gözlemlenebilecek, bilinebilecek böyle bir konuda nasıl çelişkiye düşmüştür? Müslümanlar buna şu şekilde cevap veriyorlar;
Rahman Suresi'nde sadece "iki deniz" ibaresi vardır, tatlı, tuzlu olduğundan bahsetmez. Furkan ayetinden farklı bir mesele anlatılmaktadır.
Gibi komik savunmalara girişiyorlar. Ama Kur'an'da, bahsedilen bir şeyin defalarca tekrarlandığı olur bunlar hep aynı şeyi anlatırlar, farklı meselelere değinmezler. Zira biz mucizecilerin göstermekten çekindikleri, yukarıda verdiğim Fatır-12'de de aynı olayın anlatıldığı görüyoruz. O ayette de sulardan birinin tatlı birinin tuzlu olduğu yazıyor ve "süs eşyaları" yetiştirirsiniz diyor. Bildiğiniz gibi inci ve mercan da süs eşyalarıdır. Yani Rahman ayetleri diğer ayetlerle aynı konudan bahsediyor. Ama diyelim ki bahsetmiyor?

Bu sefer de inci ve mercanlar tuzlu suda yetiştiklerinden ayet her iki denizin de tuzlu olup karışmadıklarını söylemiş olur -ayette her iki denizden de inci ve mercan çıktığı yazıyor- ki, bu da yine hem bilimle hem de Kur'an'ın kendisiyle çelişmiş olur. Bu kadar basit çelişkilere düşen bir kitabın kendi zamanında bilinmeyen bilgiler vermesi düşünülebilir mi? Dinlerden arındırılmış, mantıklı bir beyin için; düşünülemez!

Bir savunmaya göre de burada "tağlib(*)" sanatı kullanılmıştır, Arapça'm yok ama ayette "ikisinden" anlamına gelen "min-humâ"nın başka ayetlerde kullanımına bakalım:
De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah katından, doğruya bu ikisinden (Tevrat ve Kur’an’dan) daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım.” (Kasa Suresi, 49) 
...Fakat o ikisinden, bir erkek ile onun karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar, Allah’ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir... (Bakara Suresi, 102) 
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. (Nisa Suresi,1)

Zaniye (zina yapan kadın) ve zani (zina yapan erkek); o zaman ikisinden herbirine yüz celde (yalnız cilde tesir edecek sopa) vurun. (Nur Suresi, 2)
Bu ayetlerde altını çizdiğim kelimelerin tümünün Arapçası "min-humâ"dır. Peki buralarda da bu sanat kullanılmış mıdır? Örneğin Nisa ayetine göre insanlar sadece Adem'den mi yoksa Havva'dan mı türemiştir? Sonuçta tek birinden türemesi imkansız ama mitolojide her şey mümkündür. Yoksa sadece işlerine gelen yerlerde mi kullanılıyor bu sanat? Peki Fatır-12'deki, "ve min kullin", "her birinden, hepsinden" kelimesinde de kullanılmış mıdır bu sanat? Kullanıldığını var sayarsak bu durumda hadi, "süs eşyaları" yani "inci ve mercan" için tuzlu suyu kastetmiş olsun, etler(balıklar) için hangi su kastediliyor acaba?

Zira balık dediğin tatlı suda da tuzlu suda da yetişir. Bunlara savunma derseniz bunlar da birer savunma işte. Ama inanırların kitaplarını savunabilmek için çarpıtmalara gitmeleri içler acısı değil de nedir? Zaten bu savunmadan onlar bile tatmin olmuş görünmüyorlar, birkaç açıklama arasında sunulmuş.

"Tatlı suda inci oluşmaz ama tatlı-tuzlu su karışımlarında oluşur, ayet bundan bahsediyor" diyen de var. Tatlı-tuzlu su karışımlarında incilerin doğal olarak oluştuğu doğrudur ama bu savunma resmen Kur'an ayetini yalanlamaktır. Zira Kur'an kesin bir dille bu tatlı ve tuzlu suyun karışmadığını, aralarında bir perdenin olduğunu söylüyor. Yani bunlar bir arada bulunan iki ayrı su kütlesi, aralarında alışveriş yok. Ama savunmaya göre inci tatlı ve tuzlu su karışımından oluşuyor. Kur'an'ın karışmıyor dediğine, karışıyor diyor anlayacağınız. Bir kez daha gördüğünüz gibi Kur'an'ı haklı çıkarmak, mucizevi göstermek adına, kendi kitaplarını tahrip etmekten çekinmiyorlar.

Bir savunmaya göre de tatlı suda inci ve mercan yetişirmiş, bilmem kimin rivayetine göre. Hayır efendim yetişmez, yapay yollarla inci yetiştirildiği biliniyor, Çin bu konuda başı çekiyor ama mercan yapay yollarla da yetiştirilmez.

Ayrıca ayetlerde inci ve mercanların doğal olarak oluşmasından bahsediliyor, dolayısıyla Çin gibi ülkelerin yapay yollarla ürettikleri inciler-tatlı sularda doğal yollarla inci yetişmez- bu ayetleri kurtaramaz. Dediğim gibi mercan yapay yollarla da üretilemiyor. İnciler ise Mussel adı verilen bir midyeyi aşılama yöntemiyle üretiliyor ve oluşturulan inciler kalitesiz incilerdir, şuradan okuyabilirsiniz;



Başka savunmaları da var ama onlara değinmek bile gerekmez, zira artık bilimsel araştırmaları inkar etmek yoluna gitmekte ve "en iyisini Allah bilir" demeye getirmekteler. Savunmaları şuradan okuyabilirsiniz:


Kısacası bu çelişkiler tek başlarına yeter ayetin mucize teşkil etmediklerine ama biz devam edelim. Yukarıda Kur'an ayetleriyle zaten kanıtlamıştım ama Kur'an'dan eski kaynaklarda da bu yanlış bilgiye rastlıyoruz, bunları da gösterelim:
Muhammed’den yaklaşık 550 yıl önce yaşayan Romalı bir bilgin olan Gaius Plinius Secundus (M.S. 23-79), Naturalis Historiae adlı eserde bu varsayıma şu şekilde yer vermiştir:  
…Denize bir borudan akar gibi karışan tatlı suyun özellikleri daha da ilginç ve harikadır. Çünkü suda hayret edilecek özellikler vardır. Kendisi daha ağır olan deniz suyu, kendisinden daha hafif olan tatlı suyu üzerinde taşır. Dolayısıyla tatlı su, deniz suyundan hafif olduğu için deniz suyuna karışmaz ve denizin üzerinde yüzer. (Gaius Plinius Secundus, Naturalis Historiae II, CVI 224)  
Şu linkten İngilizcesini kontrol edebilirsiniz, zaten bölümün en başında söz konusu edilmektedir:


Yaşlı Plinius, Doğa Tarihi, 2. Kitap, Bölüm 106


Vaiz.1=7:Bütün ırmaklar denize akar, Yine de deniz dolmaz. Irmaklar hep çıktıkları yere döner.
Irmakların denize akıp sonra çıktıkları yere geri dönmesi demek, ırmak suyunun(tatlı su) deniz suyu(tuzlu su) ile karışmayıp, deniz suyundan ayrı bir şekilde tekrar çıktığı kaynağa geri dönmesi demektir. Yani tatlı suyun tuzlu suyla karışmadığı çok açıkça ve Kur'an'dan daha güzel bir şekilde anlatılmış. Adeta tatlı suyun deniz suyunda yüzdüğü, yolculuk ettiği ve daha sonra evine(çıktığı kaynağa) geri döndüğü söylenmiş. 

Zaten ayet ''yine de deniz dolmaz'' diyor.Bu ifade bile tek başına yeterlidir.Irmak suyu deniz suyuna karışsaydı deniz dolardı(su seviyesi yükselirdi).Deniz dolmaz demesi çok açıkça tatlı su ile tuzlu suyun birbirine karışmadığı gerçeğini anlatıyor bizlere.


Yani Kur'an'dan önce bilinemez denilen şeyin aslında çoğu toplumca bilindiğini görüyoruz, Hintlilerce filan da bilinirdi bunlar, zaten Kur'an da bu ayetleri oralardan almamış mıdır? 

Zaten bu karışmamaya dair yanlış bilgi rahatlıkla gözlemlenebiliyor doğada. Aslında tam da doğada gözlemlenen bazı fenomenler yüzünden Kur'an böyle bir yanlış bilgi aktarmıştır ve bunu Allah'a bağlamıştır. Yani o zamanın isanı bunu görmüştür, nedenini çözememiştir ve bunu Allah'ın bir hikmeti olarak göstermiştir. En başta mucizecilerin verdikleri resme bir bakalım:

          Denizlerin arasındaki engel denizlerin altındaki hayatın daha renkli olmasına katkıda bulunmaktadır. 300x199 DENİZLERİN ARASINDAKİ ENGEL  

Resimde de açıkça görülmüyor mu iki su kütlesinin birbirine karışmadığı? Hem bu resmi gösterip hem de ayetlerde bahsedilen yanlış bilgi için nasıl ortaya "o zaman ki teknolojiye bilinemezdi" gibi bir iddia atabiliyorlar? Hadi bu resimlerden haberleri olmasa anlarım ama adam yazının altına bu resmi koymuş!

Resme dikkatli bakmanıza bile gerek yok, göz ucuyla baksanız bile yeter, açıkça, .çıplak gözle, hiçbir icada vb. gerek kalmadan, en ilke insanın bile görebileceği bir şekilde, iki su kütlesi varmış ve birbirlerine karışmıyormuş gibi görünmüyor mu açıkça? Görünüyor değil mi? O halde böyle açık bir gözlem sunan bir fenomen, nasıl olur da Kur'an'dan önce bilinemez ve söylenemez?

Hintlilerce bilindiğini söylemiştim, ilgili Purana ayetini doğruluğunu tespit edemediğim için almıyorum yazıya ama aşağıdaki resmi görünce Kur'an'dan önce onların da ayetlerde anlatılan yanlış bilgiyi adları gibi bildiklerini anlayacaksınız:

   

Burada Ganj ile Yamuna nehirlerinin buluşma noktalarını görüyoruz, bunların ikisi de tatlı su doğal olarak zaten karışıyorlar ama Yamuna Nehri'nin gördüğünüz gibi kirlilikten dolayı rengi değişik olduğu için karışmıyorlar gibi gözüküyor, aralarında engel varmış gibi. Bütün bunlar yeterli aslında denizler karışmıyor demek için ama aşağıdaki videoya da bakmanızı öneririm, Andaman Denizi ile videoda adı verilmemiş ama büyük ihtimalle İravadi Nehri'nin birleşme noktaları:  




Görüldüğü gibi bunları ayıran bir sınır görünmüyor ama bir tarafı tatlı, bir tarafı acı. Ve öyle Allah'tan bir mucizeye veya çok gelişmiş teknolojilere gerek kalmadan çok rahat bir şekilde fark edilebiliyor. Çünkü insanlar binlerce yıldır denizlerde cirit atıyor. Yüzüyorlar, gemi yüzdürüyorlar, su içiyorlar. Başka şeylere gerek var mı bunun mucize olmadığını kanıtlamak için? Kur'an'da bahsedilen yer burası olmasın?

Ama değil, büyük ihtimalle Kur'an'ın bahsettiği yer, Bahreyn. Çünkü Bahreyn'de denizin altından çıkan tatlı artezyen suları vardır, bunlar denize birleşik olarak tatlı su havuzları oluştururlar, üstteki videoda da gördüğünüz gibi. Bu sular yer altından sürekli bu havuzları besledikleri için tatlı ve içilebilir su özelliklerini kaybetmemişlerdir. Yani denizin içinde tatlı su denizi! Ayrıca ayetteki anlatımlarla da çok güzel bir uyum içerisinde, zira tarihte dünyanın en iyi incileri Bahreyn'de yetişirdi, incileriyle ünlüydü yani. Bu konuda Turan Dursun Forumlarından bir arkadaşın araştırmasını sunuyorum sizlere:
Rahman 19 : Mereclbahreyni yeltekıyani.
bahreyn : ikideniz arasında anlamına gelir arapçada .
Merec El Bahreyn : İki denizin birleştiği yer.....
Yeltakiyanı : görüşmek karşılaşmak yanyana gelmek 
Ülkemizin adı Bahreyn.... Basra Körfezi'nde yer alan bir ada ülkesi ... varsa bir harita açalım daha yararlı ve anlaşılır olacaktır ... Basra Körfezi sularını Umman Denizi'nden alır .. Umman Denizi de Hint Okyanusu'na bağlıdır ... yani kısacası bu güzel adamızın (Bahreyn Adası) doğu tarafında kalan kıyıları bu tuzlu su kaynağına bakar ... bu adanın batısında ise Suudi Arabistan bulunur ... güneydoğusunda ise Katar bulunur ... işte bu üç ülke arasında kalan su kitlesi sanki bir iç deniz gibi havuzlanmıştır ... Bahreyn'in doğusunda ve batısında su altı yükseltileri, devasa mercan resifleri ve takım adaları vardır (Bahreyn 36 adadan oluşur büyük olanları : Hawar takımadası, Muharraq, Umm Na'san, Sitra Adaları ) ... bu da bir ucu Katar'a bir ucu da Arabistan'a bağlanan doğal bir set görevi görmektedir ... 
1930 yılında petrol bulunana kadar ana geçim kaynağı bu resiflerden elde edilen inci olmuştur, bölgenin en geniş kaynaklarına sahiptir ve kalite bakımından dünyaca ünlüdür. Ülkenin çok büyük bir bölümü çöldür ve doğal olarak içecek su sıkıntısı çekmeleri beklenirdi, oysa bu iç deniz bir sırrı barındırıyordu tabanında. Deniz tabanındaki çatlaklardan tatlı su kaynakları fışkırmakta, bir nevi doğal artezyen kuyuları bulunmakta.
Tatlı su ihtiyaçlarının çoğunu eski zamanlarda bu şekilde karşılamayı başaran halk her zaman bu olaya tanrının bir lütfu olarak bakmıştır. İç denizdeki yeraltı sularıyla bölgesel bir şekilde tatlı su odakları oluşturan bu denizi gören halk batıda bulunan tuzlu körfez sularının birbiriyle karışmadığına inanmışlardır. Bahreyn adı da bu özelliğinden dolayı verilmiştir bu adaya. Bahreyn bu özelliğiyle sadece kendisinin değil aynı zaman da tüm o bölgenin tatlı su kaynağıydı.

Bu olgu, denizde ve karada pek çok yerde görülmektedir, yani tatlı suyla acı su yan yana bulunmaktadır. Türk amirali Seydi Ali Reis, "Meratü'l-Memalik" adlı eserinde (16. yüzyıl) , bu bölgede, denizin acı sularının altında tatlı su kaynaklarının bulunduğunu ve donanması için bunlardan faydalandığını yazar. Amerikan Petrol Şirketi de içme suyu için Zahran yakınında kuyular kazmadan önce bu bölgedeki aynı kaynaklardan su almıştı. kısacası Bahreyn yakınında, deniz yatağında halkın son zamanlara kadar su aldığı tatlı su kaynakları vardı. 
Not-1: 1997 yılında vefat eden Kaptan Cousteau, Paris'teki Notre Dame Katedrali'nde yapılan Hristiyan töreni ile defnedilmiştir. Müslüman olduğu yalanı yine Harun işidir. 
Not-2: Tarihsel olarak dünyanın en iyi incileri Bahreyn den gelmektedir. Körfez incilerinin özel parlaklığının sırrı, ada çevresindeki tatlı ve tuzlu suyun benzeri olmayan karışımından elde edilmiştir.Tatlı su midyelerinin oluşturduğu inciler daha beyaz olmakla birlikte, deniz incilerinin parlaklığından yoksundur.bu yüzden Bahreyn incileri eşsiz olmaktadır...İran Körfezi'nin doğal inci sanayi, büyük petrol birikimlerinin keşfedilmesi ile 1930'ların başında ne yazık ki birdenbire sona ermiştir.Sanayi atıkları her geçen biraz daha fazla zarar vermekte resiflere...


NOT: Yazının kimi yerleri tarafımca düzenlenmiştir.

Arkadaş çok yararlı bir çalışma yapmış, Bahreyn'de denizin altından tatlı artezyen suyu çıktığına dair bir iki kaynak link vereyim;

https://en.wikipedia.org/wiki/Bahrain
Arap Körfezi'nin Arkeolojisi

Ayrıca bu tatlı-tuzlu su olayları Sümerlilerce de bilinirdi. Bahreyn Sümerliler için de önemliymiş, Tanrıların yaşadıkları Dilmun ülkesiymiş. Akiferler tatlı suları Bahreyn denizleri ile karıştırırımış ve bu karışımın Sümer su tanrısı Enki'nin annesi olan su tanrıçası Nammu olduğuna inanılırmış. Hatta Bahreyn'de Enki tapınağı bile varmış.

https://en.wikipedia.org/wiki/Enki
https://en.wikipedia.org/wiki/Barbar_Temple

Yani taa Sümerlilerce bile bilinen bir fenomen bu, çünkü mucizesel bir şey yok, yukarıya astığım video gibi, rahatça gözlemlenebilen olaylar bunlar. Araplar Kur'an'ın da dediği gibi Bahreyn'de inci ve mercan çıkarmak için sık sık dalış yaparlardı, balıkçılık yaparlardı, gemi yüzdürürlerdi. İçmek için su ihtiyaçlarının çoğunu da buralardan karşılıyorlardı. Yani bölgenin sularını iyi biliyorlar ve tanıyorlardı, gözlemliyorlardı. Buyurun, size bir de inci çıkarmak için nasıl dalış yapıldığını gösteren bir video vereyim:

https://www.youtube.com/watch?v=rhvZCp2PaSA

Buyurun yine bir tefsir vereyim, Bahreyn'de denizler altından tatlı su çıktığını bir de tefsirle kanıtlıyım:

Tefhimü-l Kur'an

Tefsirde geçen inci savunmasına yukarıda cevap vermiştim.

Kurtubi Furkan Suresi 53. ayetin tefsirinde buna benzer bir görüş aktarır:
el-Hasen dedi ki: 
Bununla İran denizi-Hint okyanusu (Basra körfe­zi) ile Rum denizini (Akdeniz'i) kastetmektedir.

Tüm bunlar bizlere Bahreyn'in Kur'an'da anlatılan yer olduğunu göstermiyor mu? İnci desen inci, balık desen balık, mercan desen mercan, gemi desen gemi... Hepsi var burada.

Bir kez daha vurgularsak, Bahreyn'de de karışma diye bir şey yok. Denize dökülen akarsular, nehirler sürekli olarak aktığı, tatlı su taşıyıp beslediği ve yoğunluk farkından dolayı tuzlu su ile çok daha yavaş karıştıkları için tatlı su özelliklerini kaybetmiyorlar. Akarsular sürekli beslenmese bir süre sonra tuzlu su ile tamamen karışıp, içilemez olurlar. Aksine bu karışım Bahreyn incilerine özel bir parlaklık vermiş, onları dünyaca ünlü kılmıştır, yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi. Zaten bu anlattıklarım yukarıdaki videoda da gözler önündedir. Adaman Denizi'ne dökülen nehir sürekli beslendiği için, denizin bir tarafı tatlı, içilebilir su iken, diğer tarafı tuzlu ve içilemez haldedir.

Bunları gözlemleyen Araplar, algısal yanılgılardan dolayı, tatlı su ile tuzlu suyun karışmadığını sanmışlar, halbuki bilimsel olarak yanlış bir bilgi olduğundan aşağıda bahsedeceğim. 


Ayrıca ayetlerin ne anlattığına dair bir fikir birliği yoktur, çok farklı yorumlayanlar olmuştur. Ayetlerdeki engelden kastın iki denizi birbirinden ayıran kara parçası,dağ olduğu da görüşler arasında. Çünkü ''berzah''  iki  şeyi birbirinden ayıran her türlü engele denilebilir. Zaten coğrafyada da berzah ''iki büyük su kütlesini birbirinden ayıran kara parçası'' anlamına gelmektedir şu linkten bakabilirsiniz;


Bununla ilgili tefsirleri aşağıda vereceğim. 

Sanırım bu yanlış bilginin önceden bilindiğine, bu fikrin rahatça gözlemlenebilir nedenlerden dolayı oluştuğuna dair bu kadar kanıt yeterlidir. Bu bilginin yanlış bir bilgi olduğuna dair bilimsel kanıtlara geçmeden önce, mucizecilerin ayetlerde anlatılanları, ayetleri yalanlarcasına, Cebelitarık Boğazı'na nasıl yorabildiklerine dair fikir münakaşası yapalım isterseniz.

Ayetlere göre bu iki denizden birinin suyu tatlıdır, içince ferahlık verir. Peki Cebelitarık Boğazın'da tatlı bir deniz var mı? Hatta dünya üzerinde suyu tatlı olan bir deniz var mı? Benim bildiğim tüm denizler tuzlu. Cebelitarık Boğazı'nda(ve tüm dünyada) suyu tatlı olan bir deniz olmadığına göre bu ayetlerin Cebelitarık Boğazı'ndan bahsettiğini söylemek ayeti yalanlamak olur.

Acaba iddia sahipleri Cebeli Tarık Boğazı'nda tatlı su görmüşler mi de böyle bir iddia atıyorlar ortaya,yoksa ayeti yalanlayarak kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtarak mı? Yoksa Rahman Suresinin ilgili ayetleri dışındaki Kur'an ayetlerinden haberleri yok mu? Cebelitarık'tan su içebiliyorlarsa, bu su onlara ferahlık veriyorsa, tatlı geliyorsa, helal olsun diyorum onlara. Zira normal insanlara böyle hisler yaşatmaz Cebelitarık'ın suları.

Peki bilimsel olarak tatlı ve tuzlu sular birbirine karışmaz mı? Şimdi de bilime nasıl tecavüz edildiğini görelim. Ben çok kısa bir özet geçiyorum, vereceğim linklerden konunun bilimsel boyutunu ayrıntılarıyla inceleyebilirsiniz.

Denizlerin karışmaması gibi bir durum söz konusu değildir,tüm denizler karışır fakat tuzluluk oranları farklı olan denizler aynı olanlara oranla daha yavaş karışır, ki buna da ''denizlerin karışmaması'' denemez. Aşağıdaki linklerde detaylı anlatımlar var, çarpıtmaları görünce şok olacaksınız:


Diğer mucize iddialarında da çokça tanık olduğumuz gibi, bu mucize iddiasının da bilimsel mucize olması bir yana aksine bilimsel bir çelişki olduğunu görüyoruz. Yani çelişkileri mucize diye yutturmaya çalışıyorlar her defasında, gram yüzleri kızarmadan!

Evrim Ağacı hiç bir mucizeye, teknolojiye gerek kalmadan, "denizler karışmıyor" demenin ne kadar kolay olduğunu, aksine doğada "karışmama" gibi yanlış bir bilgiyi doğurabilecek kadar net, engeller varmış gibi görünen fenomenler olduğunu gösteren bir çok resim de paylaşmış. Mucizecilerin de bu resimlerden birini verdiklerini, ve attıkları iddiayı bizzat kendilerinin yıktıklarını yukarıda söylemiştim. İşte bunları ve yukarıda saydıklarımı gören ilkel insanlar denizlerin karışmadıklarını sanmıştır. Açıkça görüldüğü gibi görme yetisi olan en ilkel insanlar bile, hiçbir mucize ve teknoloji gerekmeksizin, cahilce bu denizlerin karışmadığını söyleyecektir, halbuki karışıyorlar, sadece renk farklarından dolayı karışmıyor gibi görünüyorlar. Yani çıplak gözle gözlemlenebiliyorlar.

Ayetlerin tefsirlerine şu linklerden ulaşabilirsniz:



Bilimsel çarpıtmaları da verdiğimize göre o karışmıyor gibi görülen resimlerdeki denizlerden birkaç tane de video verip yazımı bitiriyorum:







Bu videolar Müslümanlar tarafından yapılmış ve görülüyor ki çok da feyz alınmış, halbuki kitabı karışmayan denizlerden birinin tatlı sulu-diğerinin ise tuzlu sulu olduğunu söylüyor... Ben sadece bu karışmama olayının binlerce yıldır tekrarlanan, gözlemsel bir şey olduğunu bir kez daha kanıtlamak için koydum videoları. Ne diyelim Allah akıl-fikir versin bunlara!


Sonuç:


  • Mucize diye sunulan bu ayetler bilimsel olarak ciddi çelişkiler içeriyor, zira ne Cebelitarık Boğazı'nda ne de başka bir yerde suların karışmaması diye bir şey söz konusu olamaz, dünyanın her yerinde, her türlü su karışır.

  • Ayetlerdeki bir diğer bilimsel çelişki ise, mucizecilerin ayetleri kırparak üzerini örtmeye çalıştıkları, tatlı sularda da inci ve mercan yetiştiğinin sanılmasıdır, bunun hatalı olduğu inanırlarca dahi kabul ediliyor, çelişkiyi kapatacak bir açıklama bulunmaya çalışılıyor ama bulunmadığı açık. Böylesine basit bir çelişkiye dahi düşebildiğine göre, Kur'an'dan mucize beklemek akıl kârı değil.  

  • Bu yanlış bilginin İslam'dan önce bilindiğini bizzat Kur'an'ın kendisinden anlıyoruz. Kur'an sadece zaten bilinen bu yanlış bilgiyi tekrarlayıp, Allah'ın kudretine delil olarak sunmuş. Diğer ayetlerde de olduğu gibi.

  • Bu yanlış bilgilerin İslam'dan önce zaten bilindiğini Gaius'un eserinden ve Tevrat ayetinden de anlayabiliyoruz. Yani bilinmediği iddiası kesinlikle yalandır, aksine çok yaygın bir bilgiydi. Zaten gözlemsel olarak hiçbir mucizeye veya teknolojik araca gerek kalmadan bu yanlış bilgiye ulaşılabileceğini başta mucizecilerin verdikleri resimden ve diğer resimlerle videolardan rahatça anlayabiliyoruz.

  • Kur'an'da bahsedilen denizleri karışmayan yerin Bahreyn olduğu -bana göre- açık. Ve paylaştığım videodan da görebileceğiniz gibi Bahreyn gibi çok yer var. Nehirlerin denizlere döküldüğü noktalarda sanki bir sınır var gibi tatlı su ile tuzlu suyun ayrıldığı görülüyor. Ve bu da ilkel insanın, suların karışmadığı gibi yanlış bir bilgiye ulaşmasını sağlayan ünlü fenomenlerden biri olmuştur. Sümerlerce bile bilindiğini yazımda açıkladım. 

  • Kur'an belli bir yerin tatlı-tuzlu su ilişkisinden bahsediyor, tatlı-tuzlu suların genelinden değil. Belli ki bu belli yerin sularının karışmadığını söylediği halde, dünya genelindeki diğer tatlı-tuzlu suların karıştığını düşünüyor.

  • Ayetlerin farklı açıklamaları vardır, bu konuda bir fikir birliği yoktur.



3 yorum:

  1. Geçersiz mucize iddiasının kaynağı Kuran'da BAHR sözcüğünün büyük su kitlelerine gönderme yaptığının ya yanlışlıkla ya da kasten görmezden gelinmesidir. Bunu Arapça'dan çevirenler yanlışıkla DENİZ diye çevirmiş. Arapça'da tatlı su kaynakları da BAHR olarak geçer. Harfiyen ve gerçeğine daha yakın bir çeviri yaparsak, Kuran'da Allah'ın birbirine karışmayan iki SU yarattığı yazılıdır; bunların tatlı ve tuzlu sular oldukları zaten diğer birkaç ayette açıklanmıştır. İşin ilginç yanı, mucize avcılarının bu iddiayı kanıtlamak için sadece Rahman Suresindeki ayeti seçmeleridir. Neden? Çünkü diğer ayetler de yazılsaydı, mucize olarak yutturulmaya çalışılanın herkes tarafından bilinen ve gözleme dayalı basit bir bilgi olduğu hemen ortaya çıkacaktı. Rahman Suresindeki ayetin seçilme sebebi onun bu konudaki en kısa ve en muğlak ayet olup tahrifata elverişli olmasıdır.

    YanıtlaSil
  2. yorumlarınızda haklılık payı var fakat kuranın gerçekliğine delil diye insanlar bunları söylüyor fakat bu yol tercih edilmemeli ordaki ayette allah nimetini anlatıyor aynı güneşi,toprağı,giyecekve yiyecek gibi.tatlı ve tuzlu su olayı ise ırmakların,nehirlerin ve tatlı su kaynaklarının denize döküldüğü halde tatlı suya tuzun karışmaması içilecek durumda kalması yani allah buradada nimetini anlatıyor bide karışsaydı tuzlu su halimiz ne olurdu değil mi?
    saygılar

    YanıtlaSil