8 Temmuz 2011 Cuma

Geceyi Gündüzün Üzerine Sarmak

Mucize İddiası: 
Gökleri ve yeryüzünü gerçek ile yarattık. Geceyi gündüzün üzerine sarıyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor… 
39-Zümer Suresi 5 
Bu ayette "sarıyor" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası "yükevviru"dur. Bu kelime Türkçe’ye de geçen "küre" kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Bu Şil Arapça’da yaygın olarak "başa sarık sarmayı" ifade etmek için kullanılır. Baş gibi küremsi bir yapının etrafına sarığın sarılması için kullanılan bu Şil, gecenin gündüzün üzerine sarılmasını ifade etmek için de kullanılmıştır. Ayette gecenin gündüzün etrafına sarılması ifade edilirken aynı zamanda gündüzün de gecenin üzerine sarıldığı ifade edilmektedir. Gece ile gündüzün oluşma sebebi Dünya’nın küremsi yapısıdır. Dünya’nın küremsi şekli sayesinde gecenin ve gündüzün bu şekilde yer değiştirmesi mümkün olmaktadır.  
Böylece bu ayette de Dünya’nın küremsi yapısına işaret vardır. Bu işaret "yükevviru" Şilinin yuvarlakımsı zeminlere sarılmayı ifade etmesinden dolayı oluşmaktadır. 


Reddiyem: 

Mucizeciler yine başaramadılar, Allah’ın(!) söylemediğini söyledi gibi göstermeyi. Daha önce de değindiğimiz gibi Kur’an’a göre gece ve gündüz dünyada değil gökte oluşur, yeryüzü ise göğün hemen altında bulunduğundan kararır ve aydınlanır. Bunu şu ayetten de rahatça anlıyoruz: 
(Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, gündüzünü de çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. (Naziat Suresi, 27-30) 
Gördüğünüz gibi daha dünya ortada yokken Allah gece ve gündüzü gökte yarattığından bahsediyor. Elbette dünya ortada yokken gece ve gündüz oluşamaz, bunlara daha önce değindiğim için detaya girmeye gerek yok, fakat mucizecilere iki şık sunuyor bu ayet: 
1. Ya gece ve gündüzün Dünya’dan önce yaratıldığını kabul edecekler(Güneş dünyadan önce oluştu fakat gece ve gündüz dünya yokken oluşamaz, zira gece ve gündüz Güneş ışığının dünyaya yansımasından ibarettir). 

2. Ya da Güneş’in ve diğer gökcisimlerinin Dünya’dan sonra yaratıldığını kabul edecekler.  
İkisi de bilimsel olarak hatalı ve bunlardan başka seçenek yok. Konuya dönecek olursak, gece ve gündüz olduğunda gök de aydınlanır veya kararır. Yıldızların göründüğü yerler bile karanlık veya aydınlık olur, gökcisimleri bu karanlığın ve aydınlığın içerisinde gözükür, karanlık ve aydınlık onları bile kaplar. 

Bildiğiniz gibi Kur’an dünyanın düz bir tepsi ve göğün kubbe şeklinde olduğu bir evren modelini benimsemiştir. O halde Kur’an gece ve gündüzün yeryüzünde olduğunu düşünseydi bile, göğü de kapladıkları için yine bu kelimeyi kullanacaktı, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişini anlatırken. Çünkü kubbeye de bir şeyler sarılır. Kubbe tam olarak şu şekle denir;


Zaten sokaktayken başınızı yukarı kaldırıp bakarsanız gök aynen bu şekilde gözükür.Ayette geçen ''yukevviru'' kelimesi tam olarak kubbeye gece ve gündüzü sarmak anlamını ifade etmektedir.Aksi iddia edilemez.


Açıkça görülüyor ki Kur’an gece ve gündüzün yarım küre yani kubbe şeklindeki göğe sarıldığını söylüyor. Yani ayette geçen “yukevviru” kelimesi tam olarak gece ve gündüzü yarım küre şeklindeki göğe sarmayı ifade etmektedir, küre şeklindeki Dünya’ya değil. 

Mucizecilerin verdikleri "başa sarık sarmak" örneğiyle de mükemmel bir şekilde uyumludur. Bilindiği gibi sarığın sarıldığı yer, yani başın üst kısmı yarım küre şeklindedir, tam olarak kubbe şeklinde. 

Sonuç: 

• Mucizecilerin diğer ayetler için yaptıkları gibi bu ayetleri de çarpıttıkları ortadadır. Ayet gece ve gündüzün kubbe(yarım küre) şeklindeki göğe sarılmasından bahseder, bunun için de en uygun kelime olan Arapça ''yukevviru'' kelimesi kullanılmıştır. Dünya’nın küreselliğiyle en ufak bir ilgisi bulunmamaktadır. 


4 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. :]] ya bayağı güldüm sizi okurken. çünkü bir süre önce benim de nerdeyse aynı şeyler aklıma gelmişti. ama bunların hepsinin sadece Kuran çevirisi üzerinden gidildiği için olduğunu gördüm. Ayetlerin arapçalarına bakarsanız ve gerçekten iyi araştırırsanız bu söylediklerinizin tümünün asılsız olduğunu göreceksiniz. zira ben gördüm. ALLAH size de nasip etsin. Şöyle ki;

    1- kafaya sarılan sarık evet yarım küre şeklindedir ama sarılan sarık 'boyuna' yani kafanın üst kısmından altına doğru değil 'enine' sarılır. yani yanlamasına ve tüm kafayı saracak şekilde ve hatta bir kaç kez üst üste sarılır, yoksa sarık oluşmaz. oysa güneşin hareketleri diklemesinedir, yanlamasına bu 1. çıkmazınız. ayrıca yukevviru'nun sizin iddia ettiğiniz gibi yarım küreye bişey sarmak diye bir anlamı da yoktur. onu iddianızı desteklemek için siz uydurmuşsunuz : ]

    2- size en önemli tavsiyem tek çeviriye göre asla yorum yapmamanız yoksa işte ya farketmeden o yanlış veya eksik çeviren kişinin kulu olursunuz veya böyle dinden tümden vazgeçer ve deist olursunuz. Kuran okurken kuranmeali.com kuranmeali.org bu 2 siteden en az 39 uzmanın ayet karşılaştırmalı ve en üstte de kelime kelime çevirileriyle beraber okuyup ayrıca o kelimenin derinlemesine anlamını sözlüklerden ve düzgün insanlardan (abdülaziz bayındır, mustafa islamoğlu, erdem uygan, edip yüksel, bayraktar bayraklı, mehmet okuyan vs) izleyip ya da okuyup öğrenmelisiniz. yoksa zeki biri olarak sadece çevirilere bakarsanız hataya düşmemeniz imkansız. gelelim asıl konumuza; orda göğün gecesinin karanlık yapılmasından bahsedilirken tüm uzaydan bahsediliyor, biliyorsunuz ki uzay karanlıktır. ve bunu ALLAH yapmıştır. istese karanlık olmaz da mor veya sarı da olabilirdi. bu da genelde ''karanlık madde''ye yorulur. hatta son bilimsel keşiflerden biridir karanlık madde. bir araştırın isterseniz..Naizat 29'daki 'duhâ-hâ' ifadesinin ise 'gündüz olarak çevrilmesi tamamen çeviri hatasıdır. duhaha = 'güneş ışığı' 'aydınlık' 'kuşluk' manalarına gelir. dolayısıyla uzay karartılmadan güneşin ve yıldızların ışığı ve aydınlığı nasıl ortaya çıkacaktı ki başka? bu mümkün değil :] şöyle basit bir örnek vereyim: elinizde bir fener olduğunu düşünün, bunu temmuz ayında öğlen saat 2'de sokağın ortasında yaktığınızı düşünün. o fenerin açık olduğunu anlamak çok zor olur değil mi? hatta çoğu kişi anlamazdı bile. ama aynı feneri yakık bırakın ve gece yarısı tekrar bakın..ışık bariz ortaya çıkar ve herkes anlar..dolayısıyla ışığı ortaya çıkarılmış olur. aynı şey cep telefonlarının ekranları için de geçerli, öğlenin ortasında ekranı zor görürüz ve ekran parlaklığını artırırız, değil mi? ama akşam hava karardığında parlaklık az da olsa ekran meydana çıkar..bilmem anlatabildim mi?

    kısaca ateist sitelerinin motamot ve dümdüz bakış açılarıyla Kuran'ı inceleyen biri elbette gerçeklerden uzaklaşıp inkarcı olur :] ama biraz gerçeğin peşine düşerse onu bulur..

    ALLAH gerçeği bulanlardan olmayı nasip etsin herkese...

    YanıtlaSil